Benim en iyi şiirim değildir ama en çok Makber’i severim.
Abdülhak Hamit Tarhan

Cami girişlerinde bir mermer vardır.
Eski camilerde özellikle o mermerlerde içeri doğru eskimeden gelen bir eğrilik olur.
Japonlar bu tarz eskimelere saba diyolar(mış).
Hor kullanmaktan gelen değil tam tersi sanatsal bi’ eskime o.
O mermerin üstünden hayatlar, kelâmlar, acılar, anılar geçmiştir.
Kusursuz dümdüz bir mermerden daha değerlidir.
Çünkü o mermer “kusurlu canlı”dır, aynı Makber şiiri gibi.

Sokakta 1000 kişi yürür.
Dikkatimizi çeken hiçbir şey olmaz, sıradan, durağandır.
1 kişi tökezlese dikkatimizi çeker.
Kusurlu canlılık burada da boy gösterir.

Canlı yayınlarda masada çay vardır ama hiç caycı elinde tepsi ile görünmez.
Çünkü çaycı kusurdur.
Halbuki çaycı hayatin içindendir.
Yokmuş gibi davranılması eksiktir.
Bu yüzdendir o yayınlar bize itici gelir.
Kusursuz.
Ama cansız.

Birisine âşıksındır.
O kişi de dünyanın en yakışıklı adamı değildir.
Hatta “kaşında çizik” vardır.
Ama önemli değildir.
Artık gözünle değil, kalbinle-sevginle görürsün.
Sevginin zirvesi de kusurluyu sevmek.

Ve sanırım kusuru yenmenin tek yolu da sevmek.
Kendi kusurumuzu da,
Tüm kusurları da…

Okuma yazma bilmezdi babaannem,
Hegel hakkında hiç bir fikri yoktu mesela.
Niçeyi daha önce hiç duymamıştı.
Eksikti, kusurluydu, az biliyordu, ümmiydi,
Geceleri kurt-kuş uyuyunca secdeye kapanıp dua ederdi.
Gözleri hep nemliydi, kurdu ve kuşu iyi bilirdi ama.
Kalbine bakardı ilahi bir ısrarla,
bu ısrarı yalnızca kalbine karşı kullandığına şahitlik ederim.
Güven Adıgüzel

Ve belki de,
Hepimiz kusurlu bir canlıyız içimizde sabalar barındıran.
Belki de?
Kesinlikle.

Written by tûbâ

Leave a Comment